Bu yazıda, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) bedelini karşılamadığı kanser ilaçlarına ilişkin 2025 ve 2026 tarihli Yargıtay, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi ve Bursa İdare Mahkemesi kararlarını; bu kararların dayandığı Anayasa, uluslararası sözleşme ve kanun hükümlerini ve Anayasa Mahkemesi’nin ilaç bedelinin yargılama süresince ödenmesine ilişkin yaklaşımını derledik.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi’nin 13.04.2026 tarihli kararı
T.C. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, Esas No: 2026/528, Karar No: 2026/4565, Tarih: 13.04.2026 (İlk derece: İş Mahkemesi, 2024/628 E., 2025/400 K.)
“İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak yapılan yargılamada; onkoloji uzmanlarından oluşan bilirkişi heyetinden alınan kök ve ek raporlarda, dava konusu ilacın hastanın teşhisi bakımından güncel tıbbi literatüre göre hayati öneme sahip olduğu, tedavinin süreklilik arz ettiği ve hastanın yaşam süresine doğrudan olumlu etki sağladığı net bir şekilde ortaya konulmuştur. Mahkemece bozma gerekleri yerine getirilerek davanın yeniden kabulüne karar verilmiştir. […] yaşam hakkını ve sağlığını koruma yükümlülüğü bulunmaktadır. SGK'nın finansman kurallarını belirleyen Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) kuralları genel düzenleyici işlemler olmakla birlikte, somut olayda olduğu gibi hastanın yaşam hakkını doğrudan ilgilendiren, tıbben hayati ve zorunlu olduğu akademik bilirkişi heyeti raporuyla sabit olan durumlarda, sırf ilacın SUT listelerinde yer almaması gerekçe gösterilerek ödemeden kaçınılması sosyal devlet ve adalet ilkeleriyle bağdaşmaz. Dosya kapsamındaki bilgi, belge ve hükme esas almaya elverişli onkoloji uzmanı bilirkişi heyeti raporu karşısında; İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak davanın kabulüne karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı anlaşılmıştır. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, İlk Derece Mahkemesinin usul ve kanuna uygun olan kararına yönelik davalı Kurum vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddiyle, MAHKEME KARARININ ONANMASINA, 13.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi”
Yargıtay bu gerekçeyle ilk derece mahkemesinin kararını onamış ve hasta lehine karar vermiştir.
Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi’nin 2025/501 E 2026/714 K sayılı ve emsal diğer kararlarında yerel mahkeme kararları uygun görülmekte ve istinaf talepleri reddedilmektedir. Kararda özetle şu tespitlere yer verilmiştir:
“…Somut olayda; kanser hastası olan davacının tedavisinde "cabozantinib etken maddeli Camometyx" adlı ilacın kullanılmasının alanında uzman tıp hekimleri tarafından gerekli görülmüş bulunması ve davacı hakkında düzenlenen sağlık kurulu raporundan da; anılan ilacın tedavide kullanılmasının davacının yaşam süresini ve kalitesini artırması için gerekli olduğunun anlaşılması ve dolayısıyla dava konusu ilacın kullanımının; hastalığın tedavisi açısından zorunlu olduğunun, hayati önem taşıdığının ve muadilinin olmadığının tıbben ve fennen ortaya konulmuş olması, sosyal devlet ilkesinin gerekleri, Anayasa ile koruma altına alınan yaşama ve sağlık hakkı ile insan yaşamının kutsallığı, davalı Kurum tarafından da dava konusu ilacın tedavide yararının bulunmadığının veya onun yerine aynı yararı sağlayacak ve bedelinin Kurumca karşılanması mümkün başkaca ilaç veya ilaçların bulunduğunu gösteren tıbbi kanıtların sunulmamış olması, anılan ilacın kullanımının Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu tarafından uygun bulunması, davacının yakalandığı hastalığın niteliği ve önemi ile tedavinin aciliyeti gözetildiğinde; konusunda uzman tıp hekimleri tarafından önerilen dava konusu edilen ilacın hastalığı kesin bir biçimde iyileştirdiğinin bilimsel olarak kanıtlanmasını ya da daha ucuz bir muadilinin üretilmesini beklemekten söz edilemeyecek olması ve dolayısıyla ilacın hastanın yaşam süresini ve kalitesini artıracak olmasının da yeterli sayılmasının gerekmesi, tüm dosya kapsamından da; dava konusu edilen ilacın, tedavide kullanılmasının zorunlu olduğunun, hayati önem taşıdığının, muadilinin bulunmadığının, hastanın yaşam süresini ve kalitesini artırması için gerekli olduğunun anlaşılması karşısında Mahkemece davanın kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.”
Bursa 2. İdare Mahkemesi, 2025/560 E., 2025/1366 K.
Mahkeme, kararında önce ilgili mevzuatı şöyle sıralamıştır:
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 2. maddesinde, Devletin nitelikleri sayılmış ve sosyal bir hukuk devleti olduğu vurgulanmış; 5. maddesinde, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak, kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak Devletin temel amaç ve görevleri olarak sayılmış; 17. maddesinin 1. fıkrasında, "Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir."; 56. maddesinin 3. fıkrasında, "Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet verilmesini düzenler."; 4. fıkrasında, "Devlet, bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getirir."; 60. maddesinin 1. fıkrasında, "Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir."; 2. fıkrasında, "Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar." 65. maddesinde, "Devlet, sosyal ve ekonomik alanlarda Anayasa ile belirlenen görevlerini, bu görevlerin amaçlarına uygun öncelikleri gözeterek mali kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getirir." hükümlerine yer verilmiştir.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nca kabul edilen ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin de tarafı olduğu İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin 3. maddesinde, "Yaşamak, hürriyet ve kişi emniyeti her ferdin hakkıdır."; 22. maddesinde, "Her şahsın, cemiyetin bir şahsı olmak itibariyle, sosyal güvenliğe hakkı vardır; haysiyeti için ve şahsiyetinin serbestçe gelişmesi için zaruri olan ekonomik, sosyal ve kültürel hakların milli gayret ve milletlerarası işbirliği yoluyla ve her devletin teşkilatı ve kaynaklarıyla mütenasip olarak gerçekleştirilmesine hakkı vardır."; 25. maddesinin 1. fıkrasında, "Her şahsın, gerek kendisi gerekse ailesi için, yiyecek, giyim, mesken, tıbbi bakım, gerekli sosyal hizmetler dahil olmak üzere, sağlığı ve refahını temin edecek uygun bir hayat seviyesine ve işsizlik, hastalık, sakatlık, dulluk, ihtiyarlık veya geçim imkanlarından iradesi dışında mahrum bırakacak diğer hallerde güvenliğe hakkı vardır." hükümleri yer almaktadır.
Bakanlar Kurulu'nun 10.07.2003 tarih ve 2003/5923 sayılı Kararnamesi ile yürürlüğe giren Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme'nin 9. fıkrasında, bu Sözleşme'ye Taraf Devletlerin, herkese sosyal sigorta da dahil olmak üzere sosyal güvenlik hakkını tanıdığı belirtilmiş; 12. maddesinin 1. fıkrasında; "Bu Sözleşme'ye Taraf Devletler, herkesin, ulaşılabilecek en yüksek fiziksel ve zihinsel sağlık standardına sahip olma hakkını kabul ederler." hükmüne yer verilmiş; 2. fıkrasında, sözleşmeye taraf devletlerin bu hakkın tam olarak kullanılmasını sağlamak için alacakları tedbirler sayılmış; (c) bendinde, salgın; yöresel, mesleki ve diğer hastalıkların önlenmesi, tedavisi ve kontrolü; (d) bendinde ise hastalık durumunda herkese tıbbi hizmet ve tıbbi bakım sağlayacak koşulların yaratılması amacıyla taraf devletlerin gerekli tedbirleri alacakları hükme bağlanmıştır.
1451 sayılı Kanun ile kabul edilen ve 01.04.1974 tarih ve 7-7964 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile yürürlüğe giren Sosyal Güvenliğin Asgari Normları Hakkında Sözleşme'nin 7. maddesinde, "Sözleşmenin bu bölümünü tatbik eden her Üye, korunan kimselere sağlık durumları gerektirdiği zaman, bu bölümün aşağıdaki maddelerine uygun olarak, koruyucu mahiyette veya tedavi şeklinde sağlık yardımları yapılmasını teminat altına alır." hükmüne yer verilmiş; aynı bölümde yer alan 10. maddesinde, yardımların en az neler olduğu sayma suretiyle belirtilmiş; bunlar arasında; hastalık halinde; evde yapılacak muayeneler dahil, pratisyen hekimler tarafından yapılacak muayene ve tedaviler; mütehassıs hekimler tarafından hastanelerde yatarak veya ayakta yapılacak muayene ve tedavilerde hastane dışında sağlanabilecek tedaviler sayılmış, maddenin 3. fıkrasında, "Bu madde gereğince yapılacak yardımların, korunan kimsenin sağlığını korumaya, çalışma gücünü iadeye, ve şahsi ihtiyaçlarını karşılayabilme kabiliyetini artırmaya matuftur."; 12. maddesinin 1. fıkrasında; "10. maddede belirtilen yardımlar vakanın devamı süresince sağlanır; ancak, hastalık halinde her vaka için yardım süresi 26 hafta olarak tahdit edilebilir; şu kadar ki, hastalık ödeneği verilmesine devam olunduğu sürece, sağlık yardımları durdurulamaz ve uzun tedaviyi gerektirdiği milli mevzuatla kabul edilen hastalıklarda yukarıda yazılı sürenin uzatılması için hükümler vaz olunur." hükmüne yer verilmiştir.
5013 sayılı Kanun ile kabul edilerek 16.03.2004 tarih ve 2004/7024 sayılı Kararname ile yürürlüğe giren Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi'nin 1. maddesinde, bu Sözleşmenin Taraflarının, tüm insanların haysiyetini ve kimliğini koruyacağı ve biyoloji ve tıbbın uygulanmasında, ayrım yapmadan herkesin, bütünlüğüne ve diğer hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesini güvence altına alacağı; 2. maddesinde, insanın menfaatleri ve refahının, bilim veya toplumun menfaatlerinin üstünde tutulacağı; 3. maddesinde, tarafların, sağlığa duyulan ihtiyaçları ve kullanabilir kaynakları göz önüne alarak, kendi egemenlik alanlarında, uygun nitelikteki sağlık hizmetlerinden adil bir şekilde yararlanılmasını sağlayacak uygun önlemleri alacakları; 4. maddesinde ise araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin, ilgili mesleki yükümlülükleri ve standartlara uygun olarak yapılması gerektiği kurala bağlanmıştır.
663 sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin 27. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendinde, "Görev alanına giren ürünlerin ruhsatlandırılması, üretimi, depolanması, satışı, ithalatı, ihracatı, piyasaya arzı, dağıtımı, hizmete sunulması, toplatılması ve kullanımları ile ilgili kural ve standartları belirlemek, bu faaliyetleri yürütecek kamu ve özel hukuk tüzel kişileri ile gerçek kişilere izin vermek, ruhsatlandırmak, denetlemek ve gerektiğinde yaptırım uygulamak, laboratuvar analizlerini yapmak veya yaptırmak" Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumunun görev ve yetkileri arasında sayılmıştır.
3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu'nun 3/k maddesinde, "Koruyucu, teşhis, tedavi ve rehabilite edici hizmetlerde kullanılan ilaç, aşı, serum ve benzeri biyolojik maddelerin üretiminin ve kalitesinin teşvik ve temini esas olup, her türlü müstahzar, terkip, madde, malzeme, farmakopemamülleri, kozmetikler ve bunların üretiminde kullanılan ham ve yardımcı maddelerin ithal, ihraç, üretim, dağıtım ve tüketiminin, amaç dışı kullanılmak suretiyle fizik ve psişik bağımlılık yapan veya yapma ihtimali bulunan madde, ilaç, aşı, serum ve benzeri biyolojik maddeler ile diğer terkiplerin kontrolüne, murakabesine ve bunların yurt içinde ve yurt dışında ücret karşılığı kalite kontrollerini yaptırmaya, özel mevzuata göre ruhsatlandırma izin ve fiyat verme işlerini yürütmeye Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı yetkilidir." hükmü yer almaktadır.
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 62. maddesinde, "Bu Kanun gereğince genel sağlık sigortasından sağlanacak sağlık hizmetlerinden ve diğer haklardan yararlanmak, genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişiler için bir hak, Kurum için ise bu hizmet ve hakların finansmanını sağlamak bir yükümlülüktür. Sağlık hizmetlerinden ve diğer haklardan genel sağlık sigortalısı ile bakmakla yükümlü olduğu kişiler yararlandırılır. Bu Kanun kapsamındaki kişilere sağlanacak sağlık hizmetleri ve diğer haklar ile kişilerden alınan primlerin tutarı arasında ilişki kurulamaz."; 63. maddesinde, "Genel sağlık sigortalısının ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin sağlıklı kalmalarını; hastalanmaları halinde sağlıklarını kazanmalarını; iş kazası ile meslek hastalığı, hastalık ve analık sonucu tıbben gerekli görülen sağlık hizmetlerinin karşılanmasını, iş göremezlik hallerinin ortadan kaldırılmasını veya azaltılmasını temin etmek amacıyla Kurumca finansmanı sağlanacak sağlık hizmetleri şunlardır:(...)
b) Kişilerin hastalanmaları halinde ayakta veya yatarak; hekim tarafından yapılacak muayene, hekimin göreceği lüzum üzerine teşhis için gereken klinik muayeneler, laboratuvar tetkik ve tahlilleri ile diğer tanı yöntemleri, konulan teşhise dayalı olarak yapılacak tıbbi müdahale ve tedaviler, hasta takibi ve rehabilitasyon hizmetleri, organ, doku ve kök hücre nakline ve hücre tedavilerine yönelik sağlık hizmetleri, acil sağlık hizmetleri, ilgili kanunları gereğince sağlık meslek mensubu sayılanların hekimlerin kararı üzerine yapacakları tıbbi bakım ve tedaviler. (...)
f) Yukarıdaki bentler gereğince sağlanacak sağlık hizmetleriyle ilgili teşhis ve tedavileri için gerekli olabilecek kan ve kan ürünleri, kemik iliği, aşı, ilaç, ortez, protez, tıbbî araç ve gereç, kişi kullanımına mahsus tıbbî cihaz, tıbbî sarf, iyileştirici nitelikteki tıbbî sarf malzemelerinin sağlanması, takılması, garanti süresi sonrası bakımı, onarılması ve yenilenmesi hizmetleri. (...)" hükümleri bulunmaktadır.
Mahkemenin hukuki değerlendirmesi
Yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri incelendiğinde; tüm yurttaşların yaşama haklarının, Devlet güvencesi ve onun pozitif yükümlülüğü kapsamı içinde koruma altında olduğu anlaşılmaktadır. Anayasanın 17. maddesinde düzenlenen "yaşama hakkı" yalnızca yaşamını sürdürmek anlamında değil aynı zamanda "sağlıklı yaşama hakkı"na sahip olmak anlamındadır.
İşte bu nedenle kişilerin sağlıklı olma hakkı, kamusal korumaya tabidir. Sağlık hizmetlerinden yararlanma hakkı, bir ekonomik ve sosyal hak olup, bu yönüyle kamuya ya da Anayasada geçen biçimiyle Devlete belli yükümlülükler getirmektedir. Devlet, bu anayasal yükümlülüğün gereğini yerine getirmek için her türlü önlemi almak, kişilerin sağlık hizmetlerinden gecikmeksizin yararlanmasını sağlamak durumundadır.
Anayasa Mahkemesi de 22/11/2007 günlü, E:2004/114, K:2007/85 sayılı kararında, sağlık hizmetlerinin nitelikleri gereği diğer kamu hizmetlerinden farklı olduğunu, sağlık hizmetlerinin temel hedefi olan insan sağlığı sorununun ertelenemez ve ikame edilemez nitelikte bulunduğunu belirtmiştir. Bireylerin istek ve iradeleri dışında oluşan sosyal risklerin, kendilerinin ve geçindirmekle yükümlü oldukları kişilerin üzerlerindeki gelir azaltıcı ve harcama artırıcı etkilerinin en aza indirilmesini, ayrıca sağlıklı ve asgari hayat standardının güvence altına alınmasını ifade eden sosyal güvenlik güvencesinin gerçekleştirilebilmesi için sosyal güvenlik kuruluşları oluşturularak, kişilerin yaşlılık, hastalık, malûllük, kaza ve ölüm gibi sosyal risklere karşı asgari yaşam düzeylerinin korunması amaçlanmaktadır.
Nitekim, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu, sosyal sigortalar ile genel sağlık sigortası bakımından kişileri güvence altına almak; bu sigortalardan yararlanacak kişileri ve sağlanacak hakları, bu haklardan yararlanma şartları ile finansman ve karşılanma yöntemlerini belirlemek; sosyal sigortaların ve genel sağlık sigortasının işleyişi ile ilgili usûl ve esasları düzenlemek amacıyla yürürlüğe konulmuştur.
Anılan Kanun'un 62. maddesinin 1. fıkrasında, bu Kanun gereğince genel sağlık sigortasından sağlanacak sağlık hizmetlerinden ve diğer haklardan yararlanmak, genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişiler için bir hak, Kurum için ise bu hizmet ve hakların finansmanını sağlamak bir yükümlülük olarak belirtilmiş, devamı 63. maddesinde, Kurumca finansmanı sağlanacak sağlık hizmetleri sayıldıktan sonra Kurumun, finansmanı sağlanacak sağlık hizmetlerinin teşhis ve tedavi yöntemleri ile (f) bendinde belirtilen sağlık hizmetlerinin türlerini, miktarlarını ve kullanım sürelerini, ödeme usul ve esaslarını Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığının görüşünü alarak belirlemeye yetkili olduğu düzenlenmiştir.
Ancak, bu konudaki yetkinin, hastanın sağlık hizmetine erişim hakkını engelleyecek veya hastanın dolayısıyla genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin ödeyemeyeceği ağır bir maddi yük altında bırakacak şekilde kullanılması sağlıklı yaşam hakkına ve sosyal devlet ilkesine aykırılık teşkil edecektir.
Buna göre, davacının tedavisinde kullanılması uygun görülen "Nivolumab ve İpilimumab" etken maddeli "Yervoy ve Opdivo" isimli ilaçların, tedavi sürecinin bir parçası olduğu ve davacı açısından yaşamsal öneminin bulunduğu anlaşılmakta olup, 5510 sayılı Kanun'un 62 ve 63. maddeleri uyarınca söz konusu ilacın finansmanının idarece sağlanması gerekmektedir. Aksine yorumun, Anayasa ile güvence altına alınan sağlıklı yaşam hakkı ve sosyal devlet ilkesi ile bağdaşmayacağı açıktır.
Bu durumda, "Nivolumab ve İpilimumab" etken maddeli "Yervoy ve Opdivo" adlı ilaçların tedavi süresince bedelinin karşılanması gerekirken, aksi yönde tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Öte yandan, dava konusu işlem hukuka aykırı bulunduğundan Anayasanın 125. maddesi gereğince davacının tedavinin devamı boyunca ilaç bedelinin idarece karşılanmasına karar verilmesi isteminin kabulü gerekmektedir...diyerek hasta lehine karar vermiştir.
Diğer yandan, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin "Hak ve Özgürlükler" başlıklı 1. bölümünün "Yaşam hakkı" başlıklı 2. maddesinin birinci bendi de "Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur." hükmünü içermektedir.
Kararlarda öne çıkan ilke
“Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın .... 17. maddesinin birinci fıkrasında ise, herkesin, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu.............. 60. maddesinde, herkesin, sosyal güvenlik hakkına sahip olduğu, devletin, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alıp teşkilatı kuracağı; 65. maddesinde ise, devlet, sosyal ve ekonomik alanlarda Anayasa ile belirlenen görevlerini, bu görevlerin amaçlarına uygun öncelikleri gözeterek malî kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getireceği belirtilmiştir............ Ancak söz konusu yetkinin, planlama ve bazı düzenlemelerin yapılması amacıyla kullanılması gerektiği açık olup; yetkinin veriliş amacı aşılarak, ilgililerin sağlık hizmetine ulaşmasının engellenmesi veya ağır bir mali yük altında bırakılması sonucunu doğuracak şekilde uygulanması hukuken mümkün bulunmamaktadır.”
Birçok mahkeme kararında yer alan bu ilkeye göre SGK’nın ödeme kurallarını belirleme yetkisi, hastanın sağlık hizmetine ulaşmasını engelleyecek ya da onu ağır bir mali yük altında bırakacak şekilde kullanılamaz.
Anayasa Mahkemesi: ilaç bedeli yargılama süresince ödenmeli
Davaların esası ile emsal olan ilaçlara ilişkin birçok kararda da işlemin iptali ve tedbir kararı verilmiştir. Bunlara örnek olarak; Anayasa Mahkemesi 2020/23206 ve 2020/22945 E Sayılı kararlarında özetle; "ilaç bedelinin önce başvurucu tarafından ödenerek ilacın temin edilmesi ve sonrasında birtakım belgeler ile kuruma başvurması halinde bedelin başvurucuya geri ödenmesi şeklindeki uygulamanın başvurucunun hayatı ve sağlığı bakımından son derece önemli olan ilaca ulaşmasını ve tedaviye derhal başlamasını engellediği anlaşılmakla, ilaç bedelinin başvurucunun tedavisine derhal başlanmasını engelleyecek herhangi bir şarta bağlı olmaksızın yargılama süresince ödenmesi gerekir." denilmiştir.
Sonuç
Güncel kararlar, hekim raporu ve bilirkişi incelemesiyle hayati önemi ortaya konan ilaçlarda, ilacın Sağlık Uygulama Tebliği listelerinde yer almamasının tek başına ödemeyi reddetmek için yeterli görülmediğini göstermektedir. Hukuk büromuz, SGK tarafından karşılanmayan kanser ilaçlarına ilişkin davalarda hastalara hukuki destek vermeye devam etmektedir.

İlgili çalışma alanları


